08 Kasım 2009 Pazar

18 aylık derken.......

Daha doğrusu diyemeden bloğuna, 19 aylık olacak nerdeyse..Yok artık aylara çok da takılmıyorum öyle, ama hani bi dönem daha bitti ya..12-18 ay kapandı...18-24 ay'dayız, yani 2 yaşına doğru tam gazız...

Biraz bitse mi bu blog işi derken,kime ne benim kızımdan hallerimden derken, biraz Ece ile papaz durumlarındayken, ve yine ve yine fazlaca meşgulken,olmaz olası yazılılar başlamış,sınıf sınıf kağıtlarım önüme yığılmışken,yani hayattan bir şikayet modundayken, şu hiç gitmeyesi pastırma yazı gününde çekilmiş bu fotoğraflara bakınca koysam ya dedim bloğuna,anlatsam biraz da kızçemi...Hatıra mı,ona şuna gösterme mi,öylesine mi neyse ne dedim beaa bilgisayarımı kapatmadan,uykuya dalmadan gireyim yeni kayıt'a...



Yağmurlu yağışlı günlerde eve takılmış,bunalmış,hırçınlaşmış Ece'den sonra dün sahil parkının, bugün o güzeller güzeli korunun en mutlu kızıydı kızçem..Gözü,eli hep kapılarda pencerelerde geçirdi o pat diye indiriveren soğuklarda..Buna bakan kişi değişmesi (babanne gitti annanne geldi)+iki azı diş+hafif üşütme ve sümüklülük durumları da ekleniverince benim o sakin kızım gitti,yerine geldi bir cadıcık...Hiç yapmadığı hareketler,kızınca kendini ordan oraya atmalar,vurmalar,yolmalar ve bilimum hiç alışkın olmadığımız tavırlar..Dedim yaklaşan 'terrible two' denen meretin ayak sesleri mi yoksa..Bikaç gündür içgüveyisinden halliceyiz,Aslı ablamızı da aldık geldik bugün teyzsesinden,bir haftalığına beraber takılsınlar..Değişiklik olur...



18 aylığız..Acayip memekoliğiz..İlk günlere döndük dönecez yani..Okuldan gelince ayrılamıyoruz,yapışıyoruz,aradan 10 dak. geçmeden yine istiyoruz,anneyi çıldırtıyoruz,fıttırtıyoruz,rayından çıkarıyoruz,düüüt düt öttürüyoruz bazı günler...O ayrılamadığı naneler lohusalık günlerindeki ölçülerine geri dönecekler diye korkuyorum...

Bebekkoliğiz..Bu ara elinde mor giysili kel kafalı bi bebeğiyle tombul bacak bir kızı taşımaya çalışan zavallı minyon bir kadın görür iseniz o benimdir..Hanım bebeği olmadan tuvalete bile gitmiyor,yemek yemiyor ve uyumuyor..Acayip bir bağlanma gerçekleşti -normalmidir acep??!!?- kendi aldığı bir bebek ile arasında..Evin içinde mütemadiyen uykusu olduğunu düşündüğü bebeğine ninni söyleyerek dolaşıyor...'eeeeeeeee bebeeee,bebe eeeeeee,hu bebeeeeeee,bebe huuuuuu' sözler bundan ibaret sonra başa dönüyo ve gün içinde bilmem kaç milyon kere tekrarlanıyo:))

Daha önce de dediğim gibi tüm değişiklikler ve diş durumundan dolayı asabiyiz birazcık..Tabii ki fıkır fıkırız,kıpır kıpırız,hep telaşlı hep biyerlere yetişecekmiş modundayız evde,bu yüzden de üç aydır aynı kiloda sayanız..1,5 yaş çocuğuyuz,meraklıyız,hevesliyiz herbişeye..
Ömür boyu geçmese şu hayata karşı hevesleri...Elbette kullanmadığımız kelime çok da anlatamadığımız yok gibi, 'bu bu bu' ve 'böyle böyle böyle'lerle...Anlayamadığımız oluyo bazen,elleri kolları yüzü halden hale giriyo anlatabilmek için,kızıyo tabi niye anlayamıyosunuz diye...Bir asabiyet bir asabiyet,ergenlikleri nasıl olur kardeşim bunların..Ta ötelere gidiyorum evet ama çok çabuk geçmiyo mu hayat..İki yaşına merdiven dayadı bile tinimini hanım...Sağlıklı mutlu büyüsün herbiri..SEvgiler bizden...

25 Ekim 2009 Pazar

'Yorum'

Ece'nin doğumuyla başlayan, bir kitabı bazen haftalarca oradan oraya süründürerek bitirebilme döneminden sonra, bir anda üç kitap bitirebilmenin sevindirikliğini paylaşmıştım,kitapların blog dünyasında ve nette pek meşhur ve değinilmiş oldumasından -ve o günki ruh halimden- dolayı yorumlamak gelmemişti içimden,şimdi Ece uyudu çizittireyim üç beş şey dedim..


Anne iş'te kitabını geçen sene almış idim:)Sene-i devriye olmadan el atabildim..Aslında kitap genel olarak çocuklarla doğru iletişim üzerine..Yani öyle çalışan anneye bir dolu öneri içeren bir kitap gibi değil-bence- ..Ya da ben öyle hayal ediyodum da öyle çıkmadı diyeyim..Çalışan annenin kapacağı çok güzel noktalar da var elbet;

*çocuğa işe giderken -başlangıç aşamasında özellikle- mutlaka açıklama yapmak,gidip geleceğini,gitmesi gerektiğini anlatmak,mutlaka vedalaşarak çıkmak,uykudaysa uyandırmamak! ama uyku vakitlerini ona göre ayarlamak..

*eve geldikten sonra sadece ve sadece onunla iletişim halinde -ruhen ve bedenen- olacağınız bir zaman dilimi yaratmak -hani kaliteli zaman dedikleri-

*eve geldikten sonra bebeğin bakım ve beslenme işlerini bizzat yapmak (daha çok aile büyükleri tarafından bakılan bebekler için önemli)

*işe gidişi vicdan olayına döndürmemek,bebeğin sizin yokluğunuzda bağlandığı kişiye olan bu bağlılığından kaygı duymamak ve bebeğe bakan kişiyi -bebek için güveni temsil eden o yüzü- değiştirmemek..

aklımda kalan güzel noktalar..Bazı yerler,bazı fikirler çok sık tekrarlanmış,ama genel olarak dili sıkmayan sade ve akıcı..Hala çalışıp okumayan varsa tavsiye olunur..



Bu kitabı da tavsiye edilmeseydi hiç okumazdım heralde..İçinde sanat geçen başlıklara pek uzağım..Terazi burcuymuşum,sanatçı kişilikmişim küllüm yalan,sanatla tek ilişkim bir buçuk yıl aldığım ve devam ettiremediğim kanun dersinden ibaret..İlkokulda 4 olan tek notumdu Resim ve işeğitimi:P Öncelikle kitabın genel verdiği mantığın çok güzel ama uygulama kısmının biraz fazlaca profosyonel olduğunu söylemeliyim..Yazar çocuklarda sanat (özellikle resim ) eğitiminin nasıl olması gerektiği konusunu fazlaca detaylandırmış,tek renkle başlayıp diğer renklere sırayla nasıl geçileceği,hangi malzemenin hangi dönemde kullanılacağı ve ne tür çalışmalar yaptırabileceği konusu,yani teknik kısım oldukça ayrıntı..Resim öğretmenlerinin ancak uygulayabileceği cinsten..

Ama sanata genel bakış ve çocuklardaki sanatı ve doğal olarak yaratıcılığı engellememek için dikkat edilmesi gerekenler çok güzel anlatılmış..Mesela 'çocuğunuzun yaratıcılığını öldürmek istiyorsanız eline küçük yaşta boyama kitapları verin' gibi bir anafikir var bir yerde..Nasıl yani dedim,hani pek yararlıdır,sınırlı boyamadır,el-göz koordinasyonu filan..Yok,üç buçuk yaşına kadar çizilmiş resimleri boyamaları,sizin istediğiniz bir objenin resmini yapması,ya da onun yaptığı resimlerin bir nesneye benzetilip temalandırılmaya çalışılması,onun yanına oturup bir nesnenin fotoğrafını yapmanız ve ona göstermeniz yaratıcılığa ve sanat isteğine büyük bir darbe yazara göre..

Kitabı okurken hep ilkokul çocuklarının ve bittabiiki kendimin doğa resimleri geldi aklıma..Hadi doğa resmi yapalım der öğretmen..Tüm sınıf eline kahverengi boyayı alır önce..İki üçgene benzer şekil kağıdın üst kısmına,ortasında güneş ve mutlaka ama mutlaka o iki dağın arasından akan nehir..Bir iki ağaç ve kırmızı çatılı bir ev de kondurdum mu al sana doğa..Ve sonuç:Resim yapmaya bir dönemden sonra uyuz olan öğrenciler..Çok kabiliyetli olabilirdim,harcadılar beni:P

Ve aylar önce okuduğum 'Annelik Sanatı' (M.Montessori) kitabının diğer tercümesini (Çocuk Eğitimi) okudum yine..Blogları takip edenler kitabı çok duymuşlardır ve çoğu okumuşlardır..Çok özetlendi..En iyi özetlemelerden biri bu yazı idi...Kesinlikle ikinci okuduğum tercüme çok daha iyiydi..



Ve şu anda elimdeki kitap..Türkçe kaynağın az olduğu bir alanda yazılan kapsamlıca kitaplardan biri...Bu kitapta özellikle -farklı olarak- materyallere ve uygulanışına çok yer verilmiş..Hepsinin ayrı ayrı anlatımı var..Henüz yarılamadım kitabı,ilk yarısında Montessori'nin hayatına,felsefenin ortaya çıkışına kapsamlıca yer verilmiş olduğu için biraz sıkıcı,ama (2-3 yaş sonrası)etkinlikler kısmı için sürekli el altında bulunudurulabilecek bir kitap..


Okumak,bilmek güzel,öğrenmek heyecan verici,elifi elifine uygulamalıyım diye kasmak ise hayatı zorlayıcı,ilişkiyi kısıtlayıcı bence..Çünkü siz öğrenmeye çalışırken o 'büyüyor' bi tarafta..'Dur bi dakka büyüme de şu konuyu da öğreneyim' deme şansı yok..Bazen çok hazırlıksız yakalanmışım gibi geliyor anneliğe..Ama sonra 'annelik'in hazırlığı yok diye düşünüyorum..O öğrenme için en gerekli olan 'güdülenmişlik düzeyi' var ya,çocuğunuz olmadan ona sahip olamıyorsunuz çocuk bakımı ve eğitimi konusu için..Anne olunca bakımından beslenmesine, sağlığından eğitimine herşeyi öğrenmeye aç oluyor insan..Algılar hep o yönde çalışıyor sanki..Öğrenmeye ve uygulamaya çalışmak onu ihmal etmeden,kendini de strese sokmadan..O 'denge' çok önemli,tutturması çok zor..Öğrenebildiklerime ters düşmeden ve onu engellemeden büyütebilmeyi diliyorum ben sadece...

Sevgiler bizden..

20 Ekim 2009 Salı

....tekerrür.......

Yazılacak çok şey,yazacak heves yok gibi..Gittii..Belki de şu meşhur 'to do' listesinde son sıralardaydı blog,doğal olarak son sıraya sıra gelemedi..Seviyorum oysaki yazmayı,daha çok da ilerisi için..Geçmişe dönüp baktığımda hatırlananlar sadece resim kareleri olsun istemiyorum aslında..Resimin kaldığı o günlerden de hatırlananlar olsun,hem de o anki yorumlarla,o anki yaşanmışlıkla olsun..Git günlük tut o zaman tabi,ama olmuyor şuraya yazmak gibi işte..Farklı..

Bu aralar kuzuşa baktığımda sanki 17 aylık değil de üç dört yaşında gibi..Yok yaptıklarıyla söyledikleriyle değil canım (zira benimki öyle mükemmel annelerin üstün zekalı çocuklarından değil,gayet normal yani gelişim,tam birbuçuk yaş çocuğu gibi)..Şu anki resimlerine bakınca sanki o kadar büyümüş ki bu büyüme bir buçuk yılda olamaz gibi geliyor işte,ne bileyim,anlatamadım..Büyüyor,yoruyor,eğlendiriyor,üzüyor,mutlu ediyor,hızlı geçiyor zaman..




İşe gitmenin en güzel yanı dönüşü..Döndüğümde beni kapıda gördüğündeki çığlığı,hızlı hızlı bişeyler anlatmaya çalışması,sanki günün özetini yapıyor..Çoğu beden diliyle olmak üzere,anlatıyor neler yaptıklarını önce..Eller uzakları uzakları işaret ediyor,bilek etrafında dönüyor kelimelerin yetmediği yerlerde,hoppa yapıyor parka gittiğini anlatıyor sıralıyor işte ne yaptıysa..Ama sonra hemen 'Annee memmee' geliyor tabi..Ve anne üstünü bile soyunmadan Ece'nin odasında buluyor kendini..Önce bir boğuşma,kıkırdaşma,maksimum sırnaşma faslı yarım saat..Pek kıkırdak bu ara öyle böyle değil..Bişeyler anlatıp anlatıp gülüyor ve tabii ki biz de,anlasak da anlamasak da...Sonra yatana kadar 'bu' 'bu' diye bir bir gösterip oynamak istedikleri falan...Ve o yatınca anne kendini mecburen ders hazırlıklarına verip makul bir saatte kafayı yastığa koyuyor..




'İşe başlamanın bir başka iyi yanı da kendini mutlu edecek bişeyler yapabilmek' demek isterdim..Ama haftalardır yok heralde hayatımda böyle bişey..Yok sebep sadece Ece değil tabi..Okul ve bittabiiki arkadaş değişikliği,yeni arkadaşlara alışamama,eski arkadaşlarla bitürlü uyuşup görüşememe,kocanın iş dönüşü zaten geç oldu diye evden çıkasımın gelmemesi,haftasonu olunca zaten haftaiçi yoruluyor diye Ece'yi babannesine bırakıp gitmek istememe halleri falan..Böyle olmamalı aslında ama...

Üç kitap bitirebildim işe başladığımdan beri,mutluyum ama onlar da çocuk eğitimi üzerine,gayriihtiyari..Arada dönerken çarşıya uğruyorum kafam dağılsın bari diye..Ama her girdiğim yerde Ece için bişeyler bakınırken buluyorum kendimi..Ev dekorasyonu ve mutfak eşyaları satan yerlere girip 'bununla şu etkinliği yaparız ilerde Ece'yle' diye alakasız şeyler alırken buluyorum kendimi..Şikayetçi de değilim galiba..Sorun var mı yok mu bilmiyorum ki..Hem aktif ve gezenti olasım var,hem kolumu kaldırasım yok gibi..Hem herşeyi yapasım var,hem hiçbişey yapasım yok gibi..

Falan filan..

Ne yazısı bu şimdi??
İç sıkıntısı??
'hep bişeyler eksik ve ben yorgunum' psikolojisine bir an yenik düşmüş çalışan anne yazısı??

Evet evet ben hatırlıyorum bu psikolojiyi..Geçen seferki işe başlama zamanlarımdan..Sahne aynı,kişiler de..

Belki de yatıp uyursam geçer..